20 Ocak 2010


Bitmeyecek artık bu ızdırap, bunu bugün farkettim. Kalbim, kalbim, kalbim paramparça. Bu kalp o kadar ızdırap veriyorki, söküp atmak istiyorum. Ellerimden kan çekiliyor. "Bu ayrılık kalbimdeki en büyük yaradır artık". Renkleri göremiyorum, yağmuru da koklayamıyorum. Burası çok karanlık. "üşüyen ruhumu bırakma, bırakma ellerimi düşerim karanlığa". Ne dökülecek yaprak, ne süzülecek yaş kaldı artık. Vakit kapatma vaktidir bu bedeni sonsuza kadar. Yanıbaşımdaki yorgun melekler de terketti. Yaşam ışığı yok artık içimde. "when our brief light has set, the night is one long everlasting sleep"

19 Ocak 2010


anlamı yok sözlerin, bilirsin, yalan... unutmak yalan... yine yapayalnız, yine yollardayım, kalbim paramparça.. el birliğiyle öldürdüler beni. Üzerime topraklarını kahkahalar içinde attılar. Bakmadılar gözlerime, görmediler kalbimi, karanlığımı, ellerimin soğukluğunu. ısınmayan ellerim artık bi ölününkinden farksız. kalbim artık hiçbişey için atmıyor. Burası karanlık. Ben karanlıktan korkarım. ışığım yok. ışığım kendi elleriyle kesti ışığını. Hakettin dedi. Böylesini bu kadarını haketmedim. ben düşünülen değilim, nefret edilen olmak isteiyorum. Bu kalbim atmıyor, atamıyor. bir çift el boğdu onu... içinden kanımı akıttı son damlasına kadar ve bir et paraçasıymış gibi fırlattı kendinden uzaklara.. Anlamicak kimse beni. İyileşmeye çalışıodum halbuki. Çukurdan çıkarmaya çalışan el biranda yarı yolda bırakmıştı ellerimi. Biri bırak demişti ne hali varsa görsün. Bu kadar mı basit, bu kadar mı alçaltıcı.. kimsenin umrunda o0lmayacak artık ölü bedenimden süzülen göz yaşlarının.. Yorgun artık bu beden, kaldıramıyor. Al beni tanrım yanına, al ki cehennemine dünyada ki cehennemden kurtar. Belki orda ellerim ısınır. burda kimse ısıtmadı. Bari sen ısıt allahım cehenneminde.

26 Aralık 2009

Duyum

Mavi yaz akşamlarında, özgür gezeceğim,
Ayaklarımın altında nemli, serin kırlar;
Başakları devşirip otları ezeceğim,
Yıkayıp arıtacak çıplak başımı rüzgar.

Ne bir söz, ne düşünce, yalnız bitmeyen bir düş
Ve yüreğimde sevgi; sonsuz, umutlu,
Çekip gideceğim, Çingene gibi, başıboş
Doğada, -bir kadınla birlikte gibi mutlu..


Catullus V

Let us live, my Lesbia, let us love,
and all the talk of the stern old men,
may it be worth a penny!
Suns may set, and suns may rise again:
but when our brief light has set,
night is one long everlasting sleep.
Give me a thousand kisses, then a hundred,
then another thousand, and then another hundred,
and, when we've counted up the many thousands,
let us confuse them so as not to know them all,
so that no enemy may cast an evil eye,
when he finds out that there were so many kisses.

Catullus VII

You ask how many of your kisses, Lesbia, are
enough for me and more than enough. As great as
is the number of the Libyan sand that lies on
silphium-bearing Cyrene, between the oracle of
sultry Jove and the sacred Tomb of old Battus; or
as many as are the stars, when night is silent,
that see the loves of men, to kiss you with so many
kisses, Lesbia, is enough and more than enough for
your mad Catullus; kisses, which neither curious
eyes shall count up nor an evil tongue bewitch.

29 Kasım 2009

Bilemiyorum, anlamlandıramıyorum kafamdaki şeyleri. Tıka basa dolu olan zihnimde sanki hiçbişeyin anlamı yok, tamamen dolu ama bir o kadar da zihinsel boyutta bile anlamlandıramadığım düşüncelerle doluyum. Neden diye sorulduğunda, ben de bilmiyorum diyorum. Uykularımı kaçıran, iştahımı kapatan, hayattan zevk almamı engelleyen uçsuz bucaksız, yüklemi olmayan cümlelerle doluyum, adeta boğuluyorum içlerinde. Uzun uzun yazmak isterdim hepsini buraya ama yazamıyorum, kelimelere dökülmüyorlar, hepsi birer soyut düşünce silsilesi gibi zihnimin derinliklerinde beni meşgul ediyor.. Bilemiyorum, belkide bunların hepsinin sebebi hayatım boyunca verdiğim kararları şu anda aşırı derecede sorgulamamdan ileri geliyor olabilir. Pişmanlıklar mı yoksa beni bu kadar dolduran? yaşanmamışlıklar mı bilemiyorum. Ama şuna kesin olarak eminim ki, yaşayamadığım kendi hayatımı başkalarının yaşamasından dolayı bu haldeyim. Değişmeli, değişecek....

23 Kasım 2009

Yine o aynı şarkı çalıyor, "it's been a long cold winter, without you" . Soğuk rüzgar yine aynı sertliği ve acımasızlığıyla yüzüme vuruyor. Boş ellerimi, kendimi korumak için yüzüme doğru götürüyorum, o yinede bi yolunu bulup yüzüme dokunuyor. Soğuk, tüylerim diken diken oluyor. Neredeyse gözümden akan yaşları dondurmaya bile yetecek kadar soğuk. Zorda olsa ilerliyorum o rüzgarın içinde, merkezine doğru.. Toz duman içinde, göremiyorum hiçbişeyi, elimi uzatıyorum ama hiçbişey yok, boşluk. Rüzgarla beraber hızla uçusan kum taneleri ellerimi yaralayacak kadar hızlı, dayanamıyorum artık daha fazla. Geri dönmekten başka bi çarem yok, bu fırtına asla dinmeyecek, ben yine boş varoluşumun içinde kaybolacam. Nefes almaya çalıştıkça içime giren rüzgar, beni içerden bile fethetmeyi başarıyor. Kurtulmam mümkün değil, dizlerimin üzerine çöküp, ellerimi yere yasladım. Gücüm kalmamıştı artık, göz yaşlarım yere düşmeden rüzgarla beraber kimbilir nereye uçuyordu. Bana ait olan bile bende durmak istemiyor, ruhum zaten bedenime ait değil, sadece acıyarak beni izliyor. Izdırap içindeki bu bedene bakıyor. "and it's hard to find, hard to find strenght now, but i tried" diyorum aynen A natural disaster'da ki gibi. ..and i fell so afraid.....

10 Kasım 2009

Şu an istediğim karanlıkta sadece bu Tangoyu yapmak. Evet şu an istediğim Tam olarak bu. Kendimi özgür bırakıp sonsuzluğa dokunmak, ruhumun bedenimden ayrılmasını izleyip bana eşlik etmesini istiyorum. Dansım sadece bedenim ve ruhum arasında olmalı, çünkü onlar iki ayrı varlık. Birbiri içine hapsedilmiş iki ayrı varlık...

3 Kasım 2009


Yıllanmış avuçlarıma bakıp, bomboş olduğunu görmek..... içimde bir sızı.. bitmeyen, bitmeyecek bi sızı. Ne yıprattı beni bu kadar. Hayat mı? Hayaletlerim mi? Artık eskisi gibi odamda uyuyamıyorum. Kendi odam dışında heryerde uyuyabiliyorum. Neler oluyor bana ... Çırpındıkça batıyorum. "Umut" güzel bir kelime ama benden uzaklaşmış sanki. bir daha döner mi bilmiyorum. Şu an hiçbişey bilmek yada bilmeye çalışmak istemiyorum.. Yalnız bırakın beni

23 Ekim 2009



tekrar merhaba herkese,
aradan uzun zaman geçti buraya bişeyler yazmayalı. Şunu biliyorum ki yazmak için kesinlikle dolu olmam gerekiyor, yoksa buraya sırf yazmak için girdiğimde hiçbişey yazamadan çıkıyorum. Bugünlerde içimde büyük bir boşluk, olabildiğince uzanmış uzaklara, ucu bucağı yok, yetişemiyorum sonuna. Daldıkça derinleşiyor, derinleştikçe ben kayboluyorum. Özgürlüğü arıyorum bu sıralar o koca çıkmazlarımda. Sanırım bu sıralar özgürlüğü gitarımın tellerinde buldum. Onun tellerine dokunmak, ruhumun tellerine dokunmak gibi bu sıralar. her bir anlamlı nota, kalbimi sarmalayan paslı demir yığınlarını söküp atıyor. Her bir tele vuruşumda daha da özgürleşiyorum. Kanatlanıyorum. Tellere vuruşum hızlandıkça sanki kanat çırpışlarım hızlanıyor. Alıp götürüyor beni bu dünyadan, zincirlerimden koparıyor sanki. Uzun süredir böyle bir özgürlüğü tatmamıştım. Özgürlük nedir unutmuştum hatta. İnsanların hep aynı yöne gittiği bu dünyada ben farklı bi yöne gitmek istiyorum. Sırtımda gitarım, kaçmak istiyorum bu yozlaşmışlığın içinden. Önüme çıkana bi tokatta ben atmak istiyorum. Hatta yerde debelenirken bide tekme vurmak istiyorum. Ezip geçmek istiyorum bu insancıkları. Görmek istemiyorum onları yolumda.. Ben tellerime vururken, bir anda herşeyin toz olup havalanmasını istiyorum. Saf güzelliğin kalmasını istiyorum. Tüm o insancıklarla beraber yozlaşmışlığın, umursamazlığın, karanlığın kaybolup gitmesini istiyorum. Evet evet tam olarak bunu isiyorum.. Çok mu şey istiyorum acaba?

30 Haziran 2009

Annesiyele bağı koparılmış halde oracıkta uzanan şu ufak çirkin varlık aslında dünyanın en tatlı varlığı. o bi annenin canı ciğeri, yüreği herşeyi. Oracıkta çırpınıp tutunacak bişeyler arayıp o anki durumundan, belki de yalnızlıktan kaynaklanan huzursuzluğunu kusuyor oraya.. O an orda onun elini tutup "ben burdayım, bana tutun" demek, onu birazda olsa sakinelştirior.. İnsanoğlu gibi hayata tutunma içgüdüsü olan başka bir varlık yok. O radyant ısıtıcının altında ısınmaya çalışırken ağzından burnundan gelen akıntıları temizlemek için kullandığım aspiratorun borusunu can havliyle burnundan çıkarmaya çalışan canlının başka ne gibi bi amacı olabilir. tamamiyle hayata tutunma refleksleri. biz istesekte istemesekte onlar doğuştan var.. o minik varlık burnuna ne soktuğumu nerden bilebilirki? ama tam erişkin bi insan gibi can havliyle boruya yapışıp çekiştirebiliyor. hergün bu tür şeylere tanıklık etmek, insan doğasına tanıklık etmek çok farklı bi duygu. onlar doğar doğmaz hayata tutunmak için programlanmışlar sanki.. bazen bi parmak. bazen sarılı olduğu örtü yada steteskopum.. çok dramatik değilmi? hele o sarılı oldukları yeşil örtüye yapışıp kendilerine doğru çekmeleri daha da güzel.. bunu yaptıkları zaman güvendeymiş gibi hemen sakinleşiyorlar.. birbirine tutunmaya çalışan ikizler daha da güzel.. yanyana yatan ikiz kardeşler birbirlerine temas edince kardeşinin bulduğu uzvuna yapışıyor.. evet.. bu güzel şeylere şahitlik etmenin mutluluğu ve güzelliği başka hiçbişeyde yok... insanoğlu garip varlık vesselam...