10 Ocak 2009


Yalnız dünyam...

iyiyidim ben yalnız dünyamda. kendi kendime söyler kendi kendime cevap verirdim. kimseyi görmezdim. zaten görmeyede ihtiyacım yoktu. Müziklerim çalardı duvarlarımda, yankılnırdı yüzbin defa. koştururdum kocaman up uzun koridorlarında, kendi halimde. yankılar arasında çıkardım uçsuz bucaksız bahçesine. yukarda güneş bana bakardı. kocamandı.. sanki beni sonsuza kadar aydınlatmaya yetecek gibi. Herşey sonsuz bir düzen ve ahenk içindeydi. Hafiften eser rüzgar her seferinde kulaklarıma bir şeyler fısıldardı. içim ürperirdi her seferinde. o çukulata kokusu hiç eksik olmazdı mutfağından. ne güzel yemekler yapardım, kendi halimde..
Bir gün kötü sesler yankılandı koridorlarımda. Sesler şarkı gibi değildi. Koştum hiç bitmeyecekmiş gibi hissettiren koridorlarımda ve çıktım dışarıya. Güneş yoktu. saklanmıştı. Yıkmışlardı duvarlarımı toplarıyla, tanklarıyla. ezmişlerdi çimlerimi, yemyeşil çimlerimi. Yıkmışlardı ağaçlarımı. Rüzgar buz gibi esiyordu. Dağıtmışlardı bir anda dünyamı, ne o çikolata kokan mutfağım, nede binlerce kez şarkıların yankılandığı koridorlarım kalmıştı. Yalnızdım artık. artık. tamamen yalnız. Artık bana ait bi dünya da kalmamıştı. Dünyama saldıran askerlerin arasından yavaşça, ite kaka çıkıyordum dünyamdan, ama nereye??

5 Ocak 2009

Ne yaptığınızın farkındamısınız??

Vakit Gazetesi’ne…

Haberciliğin Yansızlık, Duyarlılık ve Etiklik ilkelerini, her şeye rağmen gazeteci kimliğiniz olduğunu düşünerek size öğretmek niyetinde ve zahmetinde değildik fakat gazetenizde yapılan haberler ve habere dayalı akla, mantığa ve vicdana sığmayan yorumlara gazeteci olamasak bile başta “İnsan” oluşumuzdan kaynaklı bir içgüdüyle tepkisiz kalamadık ve bu ilkeleri size büyük bir şiddetle hatırlatmaya karar verdik.

Ankara’da doğalgaz yüzünden ölen yedi genç ile ilgili “İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamına rağmen yılbaşını kutlayan duyarsız çevreler, çeşitli rezaletlerin yanı sıra facialara da sebep oldu” ile başlayıp devam eden haber metninizin hangi habercilik anlayışı, ilkesi ve duyarlılığı ile yazıldığını merak ediyoruz. Yaşları 19 ile 23 arasında değişen, hayatlarının baharında yedi gencin doğalgazdan zehirlenerek ölmelerini, alkole, uyuşturucuya, ahlaksızlığa, Filistin’e bağlamanız akıl alır bir şey değil ve hiçbir şekilde dine ya da insanlığa sığmıyor.

Kimse Filistin’de çocuklar ölüyor diye sevinmiyor. Hiç kimse Kuran kursu yıkılıp da altında can veren çocuklara sevinmiyor. Kimse depremde ölen binlerce cana sevinmiyor. Yılbaşı kutlaması ya da değil, alkollü ya da değil, hatta inançsız ya da değil, hiç kimse böyle bir ölümü hak etmez. Dindar geçinen bir gazetenin, inandığı din uğruna bunu söyleyebilmesini beklerdik. Ama siz yaptığınız haber ve yorumlarla, resmen “ölümü hak ettiler, kendi suçları” demeye getiriyorsunuz ve işin esas sorumlularının aranmasına engel oluyor, olaydaki ihmalin göz ardı edilmesine sebep oluyorsunuz.

Ne yaptığınızın farkında mısınız?

O çocukların kim olduğu ve ne yaptığı bilinmez. Önemli de değil, ölüm sebepleri bunlara bağlı değil çünkü. Doğalgaz sızıntısı sizi de uykunuzda yakalayabilir. Ne olursa olsun, ölüm “yaşasın, hak ettiler” denecek bir şey değildir. Bunu demek katillere icazet vermektir. Size göre alkol alan birinin, açık giyinen birinin, kızlı erkekli aynı evde bulunan birinin, bir katilden, bir tecavüzcüden daha ahlaksız olması ne kadar acı.

Sizi, acı bir olay sonucu vefat etmiş yedi genç arkasından geride kalan yakınlarını ve ailelerinin neler hissedebileceğini de düşünemeyerek her türlü akla, mantığa ve vicdana sığmayan yorum içerikli bu haber yüzünden ne çeşit tepkiler alabileceğiniz konusunda bir örnekle defalarca düşünmeye davet ediyor, yedi genç ve aileleri gıyabında şiddetle kınıyor ve bir an önce bir özür metni yayınlamanızı bekliyoruz. Özür dileyeceğinizi umuyoruz çünkü o ailelere bir özür borçlusunuz, bu ülkeye bir özür borçlusunuz.
Ölenlerin her ne olursa olsun, insan olduğunu hatırlamanız ve bu tip bir acıyı bir gün sizlerin de yaşamamanız dileğiyle… Dikkat edin, “yaşamamanız” diyoruz çünkü biz iyiyiz, biz insanız, biz kimse ölsün, evlat acısı yaşasın istemiyoruz!!!

Bir grup iyi “İNSAN”



…okumuştum yazanları. çok tanıdık gelmişti bana. hatta sanki bendim. Okudukça daha da derinleşti. renkler bir anda sanki anlamlarını yitirmişti. Sanki gökyüzü artık parlak olmayacaktı. eller artık aynı anlamı taşımayacaktı. yağmur sankı daha gür yağmayacaktı.bir yaprak bile bu kadar solamaz. tekrar tekrar baktım ve hiç yabancı değildi. Hatta bendim, evet evet bendim. Sordum kendi kendime “Neden Şimdi??” zamanında hocamın “bilinç nedir” diye sorduğu soruya “insanın çevresinin ve kendisinin farkında olmasıdır” diye cevap vermiştim. Ama o zamanki anlamıyla şimdiki anlamı çok daha farklı benim benim için. Bilinç artık daha derin olmalı diyorum. Hatta “kendisinin” kısmını silesim geliyor bazen. Ellerimi kaldırıp avuçlarımın içine bakarken acaba diyorum? Eller ne çok şey anlatırmış diyorum kendime. Farketmesemde beni yansıtırmış. Ellerimi kapatıp tekrar yazmaya devam ederken kafam aslında burda değil. Kafam mavi sayfalarda….. Neden ben? Niçin şimdi? “Parisienne Moonlight ve gökyüzü”. müzik (!) akıp giderken bu yazdıklarım kimin için ne ifade edecek bunu sadece ben bilirim. Zaten başkasının da bişey bilmesi gerekmez. Hava karanlıktı ve soğuktu. Eller görünmüyordu. Neden anlamını kaybetti sanki herşey? Bu kadar üst üste gelmemeliydi. Pişmanlıklar fayda vermez, kararlardan dönülmez. Düşünceler hep ordadır ama her zaman yaşanmaz, yaşanamaz. Bir çok şey değişti kısa sürede. geç kalmışlık hissi, yapmak istediğini yapamamak ve bunun için pişman olmak, dövünmek kendi kendine, bilinmezlikler içerisinde artık daha anlamsız. kaybolan anlamlar içerisinde anlam aramak ….??