30 Nisan 2009



Rüyalar

2 gündür uyurken çok garip rüyalar görüyorum. Dün gece uyurken gördüğümle başlamak istiyorum. Rüyadayken her ne kadar çok uzunmuş gibi gelsede kaleme dökünce çok uzun olmadılarını farkedio insan. rüyalarla gerçek yaşamdaki zaman dilimi çok farklı. Saniyeler süren rüyalar, rüyadayken sanki saatler geçmiş hissi uyandırabiliyor. herneyse rüyaya dönelim. Tamamını hatırlayamadığım için bölük pörçük anlatacam. Rüyam bir gemide geçio. gece yolculuğu, her taraf kirli gri renkte, bir kamarada oturuyorum. şiddetli bir fırtına var. yanımda insanlar oturuyor ama bilmediğim insanlar. Geminin içinde gezinmeye başlıorum. -hayatımda hiç gemi yolculuğu yapmamış olsamda (izmirdeki vapur hariç) gemi yolculukları her zaman hoşuma gitmiştir-. bundan sora hatırladığım kısım ise kendimi bir binanın çatısında bulmam. Ama dışardaki ortam geminin bulunduğu ortamla aynı :). yanımda 3-4 kişi daha var. herbirimiz çatının korkuluklarının birinin üstüne çıkmışız, yüzümüz dışarıya dönük. arkamızdan bir ses bizimle konuşıyor. dönüp bakıorum ama kimse yok orda. bize kollarımızı kaldırıp kuş gibi çırpmamızı istiyor. dediğinin yapıoruz. ama bir bakıorum ki oda ne. kollarımın arkasında beyaz melek kanatları gibi kanatlar var.kollarımı çırptıkça melek gibi uçmaya başladım. birden kendimi denizin üstünde süzülürken buldum. rüyada da olsa insanın kendisinin uçması çok güzel bir his verior. bu rüyayla ilgili hatırladığım şeyler bu kadar. diğer ilginç rüyam ise şöle. onuda bugün öğleden sora kestirmek için uzandığım kanepede uyuyakalınca gördüm. onunda çok kısa bir kısmını hatırlıorum ama anlatmak ta istiyorum. zaten önemli kısmıda anlatacağım kısım. Olay şehir merkezinden geçen etrafı tahta korkuluklarla çevrilmiş bir nehir kenarında geçiyor. hava sonbahar gibi. etrafta gri yapraklar var. birileri az önce konuştuğum siyah giysili bir adamı ben yanından hemen ayrıldıktan sonra gelip bıçaklayıp öldürüyor. Ben hemen koşa koşa adamın yanına gidiyorum. Derken siyah bir jip yanaşıyor yanıma ve benden ondan uzak durmamı istiyorlar. kenara çekiliyorum korkuylan. aynı ölen o adam gibi siyah giyinimli 4-5 adam yanaşıyor ölen adamın yanına, aralarında birşeyler konuşuyorlar. o esnada yerdeki adamı göremiyorum. kapatmışlar etrafını. Birden bire ölen adam hiçbişey olmaış gibi yerden doğruluyor. üzerinde ki bıçak izleri dahi gitmiş. Sonrada dönüp yanındaki adama "ölü kuyumuzu burda oluşturalım mı?" diye soruyor. yanındaki "evet, uygun bir yer diyor" derken yerde 3-4 metre çapında bir kum çukuru oluşuyor. ve içindeki kumlar dönmeye başlıyor. birden etrafta biraz uzağımızda bizi birşeylerin çevrelediğini görüyorum. gördüğüm şeyler insana benziyor ama tam olarak insan değiller. derileri, kahverengi, beyaz karışımı bir renk, saçları yok ve normalden biraz kısalar. farkettiğim şey onların canlı değil ölü insanların ruhu olduğuydu. etrafımızı sarmışlar ama yüzlerceler. Derken bir kaçı hafiften yaklaşmaya başlıyor. siyah giyinimli adamlar beni yanlarına çağırıp izlmememi istiyorlar. uzaktan yaklaşan ruhlar birer birer o kumdan çukurun içine girmeye başlıyorlar. girmeye başladıktan sora dönerek haykırışlar içinde ortadan kayboluyorlar. ben de merakla siyah giyinimli adamlara bunun ne olduğunu soruyorum. adamlardan biri de bana "boşver, onların acısı onlara yeter" diyor. evet rüyayla ilgili hatırladıklarım bu kadar. ilginç geldi paylaşmak istedim...

27 Nisan 2009



Her zamanki gibi bugün yine yalnız uyandım. odam loş karanlık. penceresi havalandırma boşluğuna bakıor.. sadece ordan süzülen bikaç ışık hüzmesi ve odamı loş bi şekilde aydınlatan masalambamın ışığı var. Karanlıkta uyuyamıorum. masa lambam olmasa nasıl uyurum bilmiorum. elektrikler olmadığında yatağa girmek için elektriklerin gelmesini bekliorum. 2 gündür devam eden hastalığımın vermiş olduğu halsizlik, isteksizlik ve kas ağrılarıyla beraber yatağımdan doğruldum. her zaman yaptığım gibi daha elimi yüzümü bile yıkamadan bilgisayarımın kapağını kaldırıp maillere göz atarım. önemsiz olanları silip önemli olanları dataylı bi şekilde okumak için "okunmadı olarak işaretle" düğmesine basıp bilgisayarımın kapağını kapatırım. odamdan çıktım. çok halsiz ve bitkindim. gözlüklerimi takmadan gezdiğim zamanlar sanki hayal dünyasındaymışım gibi hissederim. Herşye flu, sadece bulanık şekiller. netlik yok. öncelikle banyonun yolunu tuttum. ellerimi lavabonun kenarlarına koyup, bu genç yaşta yıllanmış yüz ifademe baktım bi 10 saniye. soğuk sudan hiç hoşlanmam. yazın bile. yıkanacağım su çok sıcak olmalı. yazın bile buhar çıkarmalı. duşluğu açtım. suyun ısınmasını beklerken havlumu şampuanımı hazırladım. Buhar çıkararak akan suyu altına girdim. Sıcak sıcak akan suyun vücudumdan aşağı süzülmesini bekledim. öylece 2 dk hareketsiz bekledim suyun altında. bugün canım çok sıkkın. hastalıkmıydı acaba beni bu kadar rahatsız eden, yoksa sadece içimdeki duyguların ortaya çıkmasını mı kolaylaştırmıştı bilmiorum. Kurulanıp banyodan çıktım. Elbiselerimin her zaman güzel kokmasını isterim, o yüzden yıkanan elbiselerimin üstüne genelde johnsons kolonya dökerim. güzel kokan elbiseleri giyerken çok mutlu olurum. kazağımı üstüme geçirirken aldığım koku çok hoşuma gitti. Gözlüklerimi takıp gerçek dünyaya döndüm. herşey daha netti. sanki sağ beynim gitti uyuyan sol beynim uyandı. Gerçeklik, uzaysal konum, yer ve zaman oryantasyonu... herşey yerine oturmuştu. Çeşke istediğimiz zaman algısal yeteneklermizi değiştirebilsek. Çeşke istediğim zaman sağ, istediğim zaman sol beyin yarı kürelerimin algılarını açıp kapayabilsem.. eminim çok farklı tecrübeler yaşardım. Arka planda açtığım Anathema'dan "violence" şarkısı eşliğinde mutfağa yöneldim. Çay içmem lazım.ısıtıcının içine biraz su doldurup kaynaması için düğmesine bastım. o esnada dolaptan bi yumurta alıp pişmesi için cezvenin içine koydum. unutmamalıydım. yumurta suyu kaynadıktan sonra 4dk daha kısık ateşte pişmeliydi. tam olarak yumurtayı böyle seviyordum. Dolaptan diğer kahvaltılıkları da çıkarıp masaya koydum. pişen yumurtayı alıp, bergamut aromalı çayım eşliğinde kahvaltımı yaptım. Kahvaltı en sevdiğim öğündür, o yüzden kahvaltılarımı bi seramoni gibi yaşamayı çok severim. Kahvaltımı yapıp tekrar banyoya yöneldim, diş fırçalama mevzusunun ardından bir fincan daha çay alıp odama çekildim. Tekrar bilgisayarımle selamlaşıp maillerime kaldığım yerden devam ettim. kim twitter da izlemeye almış, kim bilmem ne sormuş... çayımı yudumlarken aklıma "knowing" filmi geldi. işlerimi bitirip onu izlemeye karar verdim. Çayımın soğuduğunu farkettim ve yeni bir çay almak için tekrar mutfağa gittim. sıcak çayla breber knowing filmini izlemeye başladım. Güzel filmdi. Ama nedense içimdeki garip yalnızlık hissi sürekli beni rahatsız ediyordu... odamdan çıktım. mutfağın penceresinden dışarıyı izlemeye başladım. güneşli bir hava.. insanlar dışarda, kimi geziyor kiminin işi var. ben neden kendimi eve hapsettim. neden bu kadar asosyalim bilmiorum. insanların içine girmekten hoşlanmıyorum, kalabalık ortamlardan sıkılıyorum. bilmiorum. yalnızlığı hem seviyor hemde nefret ediyorum. nasıl bir çözüm yolu bulacağımı da bilmiorum... kafamda binlerce soru işareti, binlerce sıkıntı, çok fazla sorumlulukla beraber çöküverdim sandalyeye ve beynimdeki hayaletlerle başbaşa kaldım yine .......