30 Mayıs 2009


Bugün ruhumdaki sıkkınlığın sebebini bulamadım. Nöbete başladığımdan beri üzerimde bi ağırlık ve sıkıntı var. İnşallah hastalardan birine patlamam. Bazen insanın tahammül sınırlarını zorlayacak davranışlarda bulunuyorlar çünkü.. Bu yazıyı öncelikle cebimden çıkardığım not defterine yazmaya başladım. Nöbetteyim ve yazabileceğim tek yer o, şu an. Öğle arası güneşinnimetlerinden faydalanmak için dışarı çıktım. Üzerimde ince ve hafif olan nöbet elbiselerim var. Hafiften esen rüzgar boynumdan ve kollarımdan girip, güneşin ısıttığı bedenimi serinletiyor. Beni ısıtan güneş ve kollarıyla saran rüzgar, muhteşem bir kombinasyon. Anne ve baba gibi tıpkı. Üzerimde muhteşem bir dinginlik hissi uyandırıyor. hafiften kısık gözlerimle sanki zamandan ve mekandan soyutlanıyorum. Etrafımdan geçen insanları hissetmiyorum. sesleri kulağıma gelmiyor. gelsede giremiyor...şu an hissettiğim hafifliği tarif edemem sizlere... istediğim şey aslında bu. hafiflik ve bir parça huzur. başka ne isteyebilirmki. bu nöbetten çıktıktan sonra yaklaşık bir haftalık bir boşluğum varç ne yapsam diye düşünüyorum. bi yerlere gidesim var. gidipte dönmeyesim var. Dağlara ormanlara gidesim var. orda sonsuz huzur bulabilirim. Isıtan güneşimi, beni sarmalayan rüzgarı ve sessizliği, hepsini orda bulabilirim.

Nöbetimin bitmesine yaklaşık 18 saat var. evet daha çok var. çabucak bitsede gitsem evime.. nöbetin tek korktuğum yanı gecenin sessizliği. Beni korkutan tek şey. sanki biranda çok şeyler olacakmış gibi geliyor. Tüm felaketler sanki gece vakti ortaya çıkıyor.. gündüz güneşin korumacılığında olan insanlık, gece sanki tm kötülüklere açık hale geliyor. Geceleri uyumakta güçlük çeken ben, gündüz olunca gece hiç olmamış gibi gelio bana..

Hadi bakalım, sorunsuz bir nöbet umuduyla cümlelerimi sonladırıyorum.. hadi kalın sağlıcakla....

28 Mayıs 2009


Bunalımsal çıkmazlardayım. Birgünüm diğerini tutmuyor. bu duygusal tutarsızlık neden bilemiyorum. Bir akşam çöküyorum, sabah doğuyorum, akşam tekrar ölüyorum fakat gündüz tekrar diriliyorum. Bu kısa hayatımı ki gerçekten ömrümün kısa olacağını düşünüyorum neden boşa harcayayımki, neden hep karmaşalar içerisinde boğulayımki. 25 yaşına geldim ama hala bi çocuk gibi hissediyorum kendimi. sorumlululardan uzak durup yalnız dünyamda kaybolmak istiyorum. sabah oluyor herşey değişiyor. ben istemeden de zaten yeterince sorumluluğum var.. yeterince boğuluyorken derin okyanuslarda neden bir çift el halen boğazımda.. böyle olmasını istemiyorum.. denizi izlemek istiyorum, içinde boğulmak değil.. genç olmama rağmen yıllanmış ellerime bakarak "bu eller beni hayata daha ne kadar bağlar" diye sormadan edemiyorum. Ağırlaşan gözlerimle ki hafiflediğini hiç görmedim, masamda duran ufak kaktüsüme bakarak "sen bile o küçücük gövdenle hayata bi şekilde adapte olmuşsun" diye içimden geçirip, gözlerimi tekrar ekrana çeviriyorum. Kendi yaşadıklarımı bile sanki 3. bir şahsın ağzından yazıyormuş gibi hissediyorum.. umarım bu günlerim en kötü günlerim olurki daha iyilerini görmek istiyorum..

arka planda Katatonia bana:
So I had a green light
I was lost in city lights
Not so far from a try
This is not our last goodbye
diyor.....

kulaklarım onda.. yarın geriye kalan hayatımın ilk günü olacak. bu bile güzel bir başlangıç olabilir...

25 Mayıs 2009


dokunamaycak kadar uzakta olmak.. bunu herseferinde tekrardan, çok daha büyük bir arzuyla istemek ama dokunamamak. insanı yıpratacak derece arzulamak ama elinden bişey gelmemek. öyle bir zaman dilimi ki, kavuşmak o kadar kolay ama mümkün değil. hangi devirde yaşıoruz diye kendime sormaktan yoruldum.. ellerimi uzatıorum bu karanlığın içinden, aydınlığa doğru ama kimse tutmak için elini uzatmıyor.. niçin hep böyle yalnız kalmak zorundayım. herzaman güç bulduğum yalnızlık bu sefer neden bana bu kadar düşman :(

7 Mayıs 2009

Gerçek Yıldızlar

işte intelin "Intel Star" -- Sponsors of Tomorrow TV reklamı. çok hoşuma gitti paylaşmak istedim :)